ADALARA YILIN SON YOLCULUĞU (I)

ADALARA YILIN SON YOLCULUĞU

Bu gün 17 Aralık 2006. Özellikle yazıyorum bu günün tarihini. Yılın son ayı, kışınbaşlangıcı. Artık insanların pencerelerinden yağmuru, hatta karı seyretme zamanı. Anne babaların çocuklarına, bak yavrum kış geldi sıkı giyin, dışarıda fazla kalma yoksa hasta olursun dedikleri dönem…

İnsan yukarıdaki paragrafı okuduğu zaman sanki kış geldi sanacak, yok öyle şey. Bu sene kış ayında olmaması gereken şeyleri yaşıyoruz. Sanki yaşadığımız kış değil de baharın başlangıcı. Sabahın ilk saatlerinde güneşli bir hava. Bu kış gününde, biraz düşünüyorsunuz. Bu mevsimde bu sıcak ne diye… Küresel ısınmanın bir sonucu muydu? bu.

Haberlerden dinliyor, gazetelerden okuyoruz. Avrupa’daki Alp Dağları son 1300 yılın en sıcak aralık ayını yaşıyor, A.B.D’de
1895 yılından itibaren tutulmaya başlayan hava raporları, bu ülkede ilk defa aralık ayının bu kadar sıcak olduğunu gösteriyor. Hatta Orhan Pamuk’un Nobel aldığı, Avrupa’nın en kuzey kentlerinden olan, Stockholm şehrine dahi kar düşmediğini, televizyondan kendimiz görüyoruz. Orhan Pamuk’un turladığı Stockholm sokaklarında.

Hatta İzmit’teki Yuvacık Barajı’nın suyunun bitmek üzere olduğunu böyle giderse kısa bir süre sonra İzmit ve Yalova
şehirlerinin içme suyuna muhtaç kalacağını öğreniyoruz. Çatalca-İzmit hattının en yoğun sanayi bölgelerinden biri olan Gebze Sanayi’nde susuzluk sıkıntısının baş gösterdiğini fabrikaların çalışamaz duruma geldiğini öğreniyor biraz de bu durumdan üzülüyoruz. Birkaç dakika pencereden dışarıya bakmanın düşündürdüğü bu olumsuzlukları bırakarak, adalara gitme kararı alıyoruz.

Gerçi geçen hafta pazar günü de Heybeliada’ya gitmiştik. Bu ada da çevre düzenlemesi yapıldığı için her yer kırık döküktü. Kınalıada yönünde yürümeye başladık. Yukarıdaki piknik yerlerinde çam ağaçları eşliğinde gezerek İstanbul’un sülietini seyrettik. Bu ada diğer adalara göre biraz daha bakımsız geldi gözüme. Acaba neden diye düşündüm. Hatta bir zamanların yazlık sineması başka bir amaçla! kullanılıyordu şimdi.

Güneş kendini bizden saklayınca yürüdük vapura. Heybeliada’dan bindik. Büyükada’ya geldiğimizde vapur öyle bir doldu ki. Sanki 14S, Kadıköy- Sultanbeyli hattındaki otobüs gibi, iğne atsan yere düşmeyecek. Gerçi vapur küçüktü, fakat kış tarifesine göre normaldi. Ama aralık ayında havalar bu kadar güzel olunca, şehirli insanlar attılar kendilerini adalara…

Zaten bu dönemde zevki selim sahibi olmayanın ne işi olurdu ada da. Yaz mevsimi de değildi artık. Denize girmek için gelmiş
olsunlar. Onlar ada kültürünü ada zevkini yaşamak biraz olsun İstanbul’un trafik gürültüsünden uzaklaşmak adına gelmişlerdi sessizliğin ve sakinliğin sularına.

Bu pazar hava yine çok güzel biz yine adaya gitmek için yola çıkıyoruz. Amacımız en az insanın gittiği adaya gitmek.
Bu mevsimde daha çok Büyükada ve Heybeliada’ya sefer yapıyorlarmış tekneler. Çünkü teveccüh daha çok bu iki büyük adaya…

Burgaz ada’ya gitmek istediğimizde biraz beklememiz gerektiğini söyledi bilet kesen kaptan, bu adaya saat on iki
de tekne olduğunu gidecek tekneninde küçük olduğunu vurgulamayı da ihmal etmedi.

Teknemizin ismi avcı idi. Ne isim diye düşündüm. İnşallah avlanmayız diye gülümsedim kendi kendime. Neyse ki
tekne tam zamanında kalktı. Teknemiz küçüktü. Biraz da lodos esmeye başlayınca iyiden iyiye sallanmaya başladı. İstanbul’da lodos esince genellikle deniz dalgalı olur. Ancak hava sıcak. Hatta lodoslu havalarda tutulan balıklar dahi yenmez İstanbullular tarafından.

Bu,  İstanbul balık kültürünü bilenler için geçerlidir. Ayrıca lodoslu havalar insanı bunalıma sokar. Bu dönem insanların
en çok baş ağrısı çektiği ve migren ağrılarının arttığı dönemdir. En çok intiharlar lodoslu havalarda olur. Lodos bununla da kalmaz insanoğlunun denize attığı, atıkları insanoğluna iade eder. Lodoslu havalarda deniz kenarları kirli olur. Lodosun geçirdiği çalı-çırpı vesaire ne varsa bunlara toplayan insanlara lodosçu denir.

Adalılar özellikle yazın poyraz ve karayel rüzgârlarının esmesini isterler. Bu rüzgârlar İstanbul’a Karadeniz’in ve boğazın serinliğini getirir. Bununla da kalmaz yazın poyraz estiği dönemlerde deniz çarşaf gibi olur. Denize en güzel girilme vaktidir.

Aradığınız içeriğe ulaşılamadı...
One Response
  1. Fantastic post, I count on many more post from you. All your posts contain useful information.

Yorum yapın