Kırk dakikalık bir yolculuktan sonra Burgazada’ya vardık. Yardımına iki çocuğumuz olduğundan büyüğünü annesi, küçüğünü ben aldım. Ben yandan inmeye çalışırken eşim teknenin ön tarafından inmeye kalktı. İnemeyince tekneden çocukla, yardıma
bir kadın koştu. Oğlumu aldı ve aşağıya indirdi.
Bu ada benim en çok sevdiğim ada. İsminden olsa gerek. Burgaz benim köyümün eski adı. Burgaz, Rumca bir kelime
olup, yüksekçe yer demek. Bu ada büyüklüğüne göre yüksekçe sayılır. Kışın adanın ziyaretçisi az. Ama kaliteli. Adaya gelenler ya faytonla yâda yürüyerek ada turu yapıyor, Kalpazankaya’ya yemeğe(özellikle balık) gidip orada yeşilin, denizin ve adaların tadını çıkarıyorlar. Bana göre Burgaz adanın en güzel yeri Kalpazankaya. Kışın hava daha sisli olduğundan dolayı Kalpazankaya’dan Yassıada ve Sivri(Hayırsız) ada görünür ama İstanbul pek belli olmaz. Sessizliğin sevdasında kaybolup giderseniz.
Biz ise sahilden ada turunu başlıyoruz. Bir taraftan adanın sessizliği ve denizin dinginliğinin imtizacını bizim çocukların sesleri bozuyor. Karşımızdan bir iki kişi geliyor. Arkalarına dönüp bize bakıyorlar. Bu kış ayında ne işleri var ada da der gibi. Kalpazankaya’ya doğru giderken bir de ne görelim. Kıpkırmızı olgun mu olgun dalından dökülmeye başlamış kocayemişleri görünce hemen toplayıp yemeye koyuluyoruz. Daha önce bu meyveden çok yemiş birisi olarak bu kadar güzelini hiç yememiştim. Kırmızı kırmızı kiraz büyüklüğündeki bu meyveleri, Dalından bitene kadar yedik. Kocayemiş, Akdeniz bitki örtüsünün maki türü ağacıdır. Yüksekliği, benim gördüklerim içinde, en fazla 4–5 metre civarında. Kocayemişin
tam mevsimine denk gelmiştik.
Kocayemişin bir özelliği de çok yendiği zaman uyku yapmasıdır. Bir tanıdığım anlatmıştı. Bundan elli yıl önce Kayışdağı’na
gitmişler. Kayışdağı’nda o kadar güzel koca yemişler varmış ki. O koca yemişlerden çok yiyince orada bir ağırlık basmış uyuya kalmışlar. Tabi bunlar anlatılanlar. Ama biz kasım- aralık aylarında Kayışdağı’nın eteklerinde gezinti yaparken artık az kalan o kocayemişleri hala yiyebiliyoruz. Tabi ki eski tatlar yok. Olsun.
Geriye dönerken sokakları temizleyen bir belediye işçisine bu gördüğümüz okulun adı ne diye sorduğumda işçi bilmiyorum okul işte dedi. Her gün önünü temizlediği okulun ismini öğrenmekten rahatsız olmayan geçmişine sadık! Bir işçi. Okul, bu adayla anılır olan Sait Faik Abasıyanık adına yapılmış olan İlköğretim Okulu. Hatta bu yazarımızın bu adada bir evi, ismine verilmiş sokak adı dahi var.
Adanın ahşap evleri, ahşap olmasa da insanın gönlünü okşayan taş evleri, hele hele kendini gösteren ben buradayım
diye insanların karşısına çıkan, ama şehirlilerin genellikle görmezden! Geldikleri çınar ağaçları herkese selam duruyor, adanın en büyük bekçileri olduklarını göğüslerini gere gere gösteriyorlardı.
Yemek için Burgazada öğretmen evinde mola verdik. Bu adanın en güzel en büyük ahşap evlerinden birisi öğretmen evi.
Aşı boyalı. Yirmi kişilik yatak kapasitesine sahip mini bir butik otel. En önemlisi o kadar güzel manzarası var kı bahçesinden İstanbul’un Anadolu yakasının seyrine doyum olmuyor. Seyredenler de aynı şeyi söylüyor. Hele hele mart ayında gelirseniz öğretmen evine, aşağı tarafa baktığınız da çok güzel açmış olan mimoza ağacını görünce. İnsan ünlü ressamımız Osman Hamdi
Bey’i hatırlamadan yapamıyor. Sanata merakı olanlar mutlaka bilirler Osman Hamdi Bey’in kendi hanımı için yaptığı “mimozayı koklayan kadın” yapıtını. İnsanın kendisini mutlu etmenin en güzel yollarından birisidir bu. Ama
İstanbul’da görev yapan 60 bin öğretmenden kaç tanesi bu öğretmen evinin bahçesinde oturmuş, bir çay içmiştir. Mimoza ağacını düşünmüştür. Daha doğrusu kaç tanesi Osman Hamdi Bey’i biliyordur. Yorum sizin.
Güneş batmak üzereydi. Geçen haftadaki gibi yine aynı saatte aynı vapura bindik. Burgazada da vapur kalabalık değildi. Heybeliada ya geldiğimizde doldu. Büyükada da ise vapur tıklım tıklım dolmuştu. Aynı belediye otobüsleri gibi. Ama kimse, kimse den şikâyetçi değildi. Kışa sarkmış pastırma yazının son gününün son saatlerin de insanların bu kadar kalabalığa karşı yüzlerinde tebessüm vardı.
Bostancı’ya geldiğimiz de hava kararmıştı. Vapurun iskeleye yanaşmasıyla bizim çocuklarda uyandı. Allah’tan
geçen haftaki gibi sıkıntılı bir son olmamıştı. Biz de yılın son pastırma yazını mutlu bir şekilde noktaladık.
Artık bahar daki adaları beklemek kaldı…
Aralık 2006 SALİM AYDIN

I have found your blog long ago and continue reading it up-to-date! But now I have decided to register and write a comment for those who are here for the first time! Do not pass by!! Do not look at the site design! The content is surely what you need from this topic! Stay with us and enjoy!