Erguvan sadece İstanbul’da açmazmış…
1994 yılının mayıs ayında daha çok tarih öğrencilerinin katılımıyla Çanakkale’ye bir gezi yaptık. Gezimiz esnasında
bir Hıristiyan mezarlığında gördüğüm erguvan beni hem çok sevindirmiş hem de çok şaşırtmıştı.“Erguvanın burada ne işi var?” diye düşündüm. Bana göre erguvan, sadece İstanbul’da olmalıydı. Daha doğrusu ben şimdiye kadar
öyle öğrenmiştim. Büyük erguvan, mezarlık anıtının arkasına, yeni dikilmiş erguvanlar ise anıtın önünde iki sıra halinde, simetrik olarak dikilmişti. Fotoğraflarını çektik, erguvan sadece Boğaziçi’nin güzeli değilmiş, belgeledik.
Bana göre bu erguvanların buraya dikilmesinin bir nedeni olmalıydı?
1994 yılından itibaren erguvan fotoğrafları çekmeye, erguvan hakkında bilgi toplamaya başladım. Erguvanın
sadece İstanbul’a ait olmadığını öğrendim ilk önce. Bursa’da erguvanş ölenlerinin yapıldığını, Marmara Denizi ve Ege Denizi kıyılarında hatta az daolsa Antalya ve Adana civarında bulunduğunu öğrendim Faik Yaltırık’ın
kitaplarından. Erguvanları, Çanakkale tarihi yarımadası dışında bir nisan ayında Balıkesir’den Edremit’e giderken Kazdağılarının eteklerinde yolun kenarlarında gördüm. Hele Edremit’in tatil beldesi Akçay’da gördüğüm erguvanlar
kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. Sonra duble yol yapılırken o erguvanlar söküldü.
Neyse ki Kazdağılarının eteklerinde süslenmiş gelin gibi kendini göstermeye çalışan Homeros’un Troya’sını, Aristo’nun
Assos’unu hayat kılan erguvanlar hâlâ var.
Nihayet 2005 yılının 23 Nisanında 1994’te gördüğüm erguvanları incelemek üzere tekrar Çanakkale’ye gittim. Hemen hemen
bütün Hıristiyan mezarlıklarını dolaştım. Anafartalar’daki Lo Pene Mezarlığında o erguvanları bulamadım ama Anzacların 7000 kişilik amfi tiyatro kurduklarını gördüm mezarlık içinde.1994 yılında gördüğüm erguvanları bu kez mezarlığın
dışında buldum. Benim o zaman gördüklerim mezarlığın içindeydi.
Çok heyecanlandım. Daha önce gördüğüm erguvanların yerlerinde yeller esiyordu ama onların adına bekçilik yapan birisi
kalmıştı. Düşünmeye başladım. Mezarlığın içindekileri kesip de niçin bu erguvanı kesmemişlerdi acaba. Erguvanlar hakkında bilgi almak üzere Settülbahir köyüne gittim. Kahve önünde oturan köylülerden İngiliz mezarlıklarıyla ilgilenen
yetkiliyi öğrendim. Yaşlı bir amca, şu tepedeki pansiyonun sahibi bakar o mezarlıklara, dedi. Yukarıya çıktık. Pansiyonun önüne geldiğimizde şaşırdık. Çünkü pansiyonun bahçesi o kadar bakımlıydı ki daha bahçıvanla tanışmadan bahçesinden onun iyi bir bahçıvan olduğunu anladık. Pansiyonun ismi, Helles Panorama; gerçekten bina ile ismi arasında bir tenasüp var.
Pansiyonun kapısını tıkladım. Bir bey çıktı. Tanıştık ismi Erol Baycan’dı. Ben erguvanlar için geldim deyince yüzü
parladı. Ben meseleye hemen girdim. Erol beyin konuşması karşısında bütün sıkıntılarımı unuttum. İstediğim ve sorduğum soruların cevaplarını teker teker alıyordum. Benim daha önce gördüğüm Skew Bridge mezarlığının içindeki
erguvanların söküldüğünü söyledi. Niçin söküldüğünü sorunca İngiliz hükümetinin tercihi olduğunu belirtti. İngiliz Harp Mezarlıkları Müdürlüğü’nün erguvanları söktürdüğünü söyledi. Bu isim İngiltere’de Comenvolt olarak geçiyormuş? Erol
Bey erguvanların sökülmesine cehalete bağlıyor. Bir de fazla masraf olmaması için yapıldığını ifade ediyor. Sadece Skew Bridge mezarlığından değil, V. Beac mezarlığından sekiz tane erguvan sökülmüş, Langasır Landınk mezarlığında on beş
tane varmış onlar da yokmuş şimdi.
Hele La Pone Mezarlığında o kadar büyük erguvanlar varmış ki içinden baharda çiçekler açarmış, bugün o erguvanlar sökülmüş. Şimdi bu mezarlık içerisinde 7000 kişilik stad kuruluyor nisanın son haftasında anzaclar anma törenleri yapıyor.
Benim ilgimi çeken husus, Erol Bey’in bu erguvanların savaştan hemen sonra dikildiğini, söylemesiydi. İngilizlerin bu
konularda ne kadar hassas olduğunu gösteriyordu. İşin daha ilginci Avusturalya’dan gazeteciler gelmiş mezarlıklar hakkında Erol beyle röportaj yapmışlar. Erol Bey de eskiden mezarlıklarda erguvanlar çoktu, şimdi çok azaldı
diyerek erguvanlara dikkat çekmiş. Kendisi de bir cevap alamamış olacak ki, Erguvanın İngilizlerce kutsiyeti olan bir ağaç olup olmadığını sorduğumda, bu konuda bir şey söylemedi. Erol Baycan 70 yaşında. Babasından bu mesleği devralmış.
İngilizlerin Suriye, Libya, Yugoslavya, Kıbrıs, İran, Beyrut’taki mezarlıklarında çalışmış. 1994 yılında emekli olmuş, şimdi İngiliz mezarlıklarına da oğlu Can Baycan bakıyor. Oğlu yakında Avustralya’ya gidecek, oradaki mezarlıkların bakımını yapacakmış. Konuşmamızı son verirken Erol Bey’in pansiyonunun önündeki o güzelim erguvanın önünde fotoğraf çektiriyoruz.

Sevgili kardeşim,
Ben de erguvanı geç yaşında keşfeden bir kişiyim. Hocam Oya Baydar”ın romanlarında çok sık geçer. İlginizi çekr belki bilgilendireyim. Trabzon”da yaşıyorum Moloz mevkiinden Faroz mevkiiine giden yolda iki taraflı erguvan ağaçları var nisan mayısta açıyorlar. Bu yol sahil doldurulup transit duble yol geçmeden evvel sahil yoluydu. Yolunuz Trabzon”a düşerse görüntülersiniz diye düşündüm. Selamlar .
Efendim ilginiz için çok teşekkür ederim. Ben de erguvanı İstanbul’da duydum ve sevdim. Erguvan bize Bizans’tan, Doğu Roma İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti’inden miras kalan birkaç canlı türünden birisi. Nedim’in İstanbul’u erguvanların en güzel açtığı dönem. Oya Baydar’ın “Erguvan Kapısı” kitabını bilmez miyim? 2004 yılında, Can yayınlarından çıktı. İlk çıkığında aldım ve okudum. Trabzon’daki kaybolan erguvanlar yerine yenileri dikilir inşallah. Gelecek yıl erguvan dönemi Kardeniz’deki erguvanları da fotoğraflamak için yollara düzeriz inşallah. çok teşekür ederim. Bu sitemiz de ileri de İstanbul’la ilgili bir çok konu yer alacak. İstanbul’a gelirseniz erguvan dönemi boğaz gezilerimize katılmanıza tavsiye ederiz. Sevgi ve Muhabbetle…