İSTANBUL FLORASINDA KAYBOLMAYA YÜZ TUTAN BİR AĞAÇ: SEDİR (II)

Bütün bunlara rağmen İstanbul’da hala görkemli birkaç sedir ağacı kalabilmiştir. Bence en güzeli İstanbul’un incisi Boğazicinde, Emirgan ve Boyacıköy arasında olanıdır. Şerifler yalısının sağında, Emirgan iskelesinin tam arkasında kalan, bu ağacın gövdesi göğüs hizasından 4,25 cm dir. Kesilen kolları hariç, beş tane kolu vardır. Bu sedir ağacını İstanbul hakkında araştırma yaparken 1994 yılında bulmuş hemen ölçülerini alarak hocama götürmüştüm. O tarihte bu sedir ağacı boğazı görmekte ve boğazı bir gelin gibi süslemekteydi. Ancak 2000 yılına gelindiğinde ağacın önüne üç katlı “yalı” yapılmış, sedir ağacının boğazdan o muhteşem görünümü ortadan kalkmış bu zevk-i selim sahipleri için bir zulüm olmuştur. İnşaatı 2008
yılı itibariyle bitirilememiş, ancak yalının yapımı esnasında bu tarihi sedir ağacının dibi betonla doldurulmuş, nihayetinde boğazicinin en güzel sedir ağacı kurutulmuştur.

Ben bu abidevi
ağacın kurumadan önce dialarını çekmiştim. Şimdi onlara bakıp avunuyorum.  Her boğaz gezimde bu sedir ağacından ağacından bahsedip, ne zaman kesecekler! Diye söylüyorum. Tarihi ağacı kurutan, “yalıyı” yapanlara[1] bir müeyyide uygulandı mı? Diye düşünürüm.

Yine Emirgan’da bende iz bırakan diğer sedir ağacıda Şahenkler yalısı içerisinde olanıdır. Her ne kadar yalı tadilatı esnasında dibi toprakla doldurulduğundan gövde kalınlığı büyük ölçüde toprak altında kalmış olsa da ben buradayım diyor. Emirgan
korusuna çıkarken sağda yalı içerisindedir.

Boğaz da diğer bir sedir ise Anadoluhisarı’ı kenarında iskelenin elli metre yukarısında bir köşk içerisindedir. Yine Trabya’da İstanbul Boğazı’nın sülietine uymayan o büyük otelin! Yaklaşık 100 metre arkasında 3,10 cm genişliğinde Tarabya körfezini gören güzel bir sedir bulunmaktadır.

Kadıköyü’nde ise Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü karşısında, Kuyubaşı sokağında bazı kolları bina yapmak için kesilmesine rağmen canlılığını koruyan bir sedir ağacı kendini göstermekteydi. Daha sonra bu ağaç kesildi. Şimdi yerinde yeller
esiyor. Çünkü yerinde modern! Bir bina yapıldı.

Bir başka sedir ağacı da Marmara denizi ve adaları uzaktan seyreden bir mevkide bulunmaktadır. Bu mevki İstanbul’un mayi leziz yerlerinden biri olan Yakacık’tadır. Bu ağaç eski bir siyasi liderin evinin hemen alt tarafında yer alır.

Yine Üsküdar Adile Sultan[2] Köşkü[3] sedir ağaçlarının da bir kısmı kurumuş veya kurumaya yüz tutmuştur. Göztepe’nin
merkezinde, herkesin gözünün önünde olan Fahrettin Kerim Gökay Köşkünün içerisindeki sedir ağaçlarının bazıları kurumuş bazıları da kurumaya yüz tutmuştur.

Çocukluğumu süsleyen Erenköy Kız Lisesi içerisindeki sedirlerin çoğu kurudu. Okul içerisinde hala dört tane sedir ağacı bulunmakta olup bir tanesi baraka içerisinde kalarak diğer kuruyan sedirler gibi bu ağaçta kaderine terk
edilmiştir.

2004 yılında Erenköy Kız Lisesi içerisinde kuruyan sedirlerin fotoğraflarını çektim. Bu ağaçlar hakkında bilgi almak için okul müdürüne gittim. Oradaki görevliler müdür yok dediler. Sonra ne göreyim, kurumuş olan sedir ağaçları kesilmiş.
Kesilen ağaçların kökleri delil olarak durmaktadır.
Bu ağaçların kurumasının en önemli nedenlerinden biri de yanlış budamadır. Sedir ağacının
kolları budanırken ağacın tam gövdesinden kesilmesi gerekmektedir. Ancakİstanbul’da iş bilmez insanlar işine geldikleri gibi “buduyorlar”. Gövdeden kesilmeyen kollar belirli bir süre sonra kuruyarak ağacın gövdesini daha doğru
bir tabirle özünü kurutuyor

İşin üzücü tarafı bu güzel ağaçlara karşı eğitim düzeyi yüksek ve yaşam kalitesi iyi olan İstanbul(Erenköy)
halkının da duyarsız kalmasıdır.

Çevre bilincini oluşturmak için okullarda okutulmak üzere çevre dersi mi? Konmalı. Yoksa nasıl olsa İstanbul
bitmiş ne gerek var mı? Denilmeli.
Karar sizim…

SALİM AYDIN


[1] Yalı sahibi olmak ayrı şey
yalı kültürü sahibi olmak ayrı şeydir. Çengelköy’de Ayşe Gül Nadir(Tecimer) Sadullah Paşa yalısında yaşarken, bir İstanbul hanımefendisi olan Münevver Ayaşlı hanımefendi kayınpederinin adıyla anılan bir zamanlar ona ait olan
yalıya ziyarete gider. Zili çaldığında karşına Ayşe Hanım çıkar “hayrola hanım der” bunun üzerine münevver Ayaşlı hanım efendi hanım hanım siz yalı sahibi olmuşsunuz ama yalı kültürü sahibi olamamışsınız der. Ve geri döner. Osmanlı
devleti döneminde yalılarda yatak bol bulunur. Yalıya gelenler boş çevrilmezmiş. Şimdikiler ise yalı yapma uğruna bilmeyen daha doğrusu farkında olmayan canlı tarihi yok ediyorlar.

[2] İI. Mahmut’un kızı, Osmanlı matbuatında ilk defa şiir kitabı basılan kadındır. Ayrıca Kandilli’de
yazlık kasrı bulunmaktadır. Bu kasır 1916 yılında Kandilli Kız Lisesi olarak açılmıştır. 1986 yılında büyük bir yangın geçirmiştir. Yangından sonra Kandilli Kız Lisesi ek binası aşağı avluda yapılmıştır. Adile Sultan Kasrı Sabancı Ailesi tarafından restore ettirilerek bugün Kandilli Sakıp Sabancı Eğitim ve Kültür Sitesi olarak hizmet vermektedir.

[3] Köşk şuanda Validebağ öğretmenler evi olarak kullanılmaktadır. Bu köşkün içerisinde eski Validebağ
Öğretmenler Hastanesi de bulunmaktadır. Şuanda İstanbul içerisinde kalan en büyük yeşil alandır. Toplam alan 356 dönümdür. Bu arazi son yıllarda Üsküdar Belediyesine geçmiştir.

Aradığınız içeriğe ulaşılamadı...
One Response
  1. Thank you so much for sharing your amazing knowledge with all of us. I’m waiting for some updates.

Yorum yapın