ÜNİVERSİTEDEN ÖĞRENCİLERİMLE DOLMABAHÇE SARAYI’NDA: BİR DERS.(I)

ÜNİVERSİTEDEN ÖĞRENCİLERİMLE DOLMABAHÇE SARAYI’NDA: BİR DERS.

Üniversiteden öğrencilerimle bir hafta önceden haberleştik. Gelecek hafta Yakınçağ Tarihi Kaynakları dersini Dolmabahçe Sarayı’nda yapacaktık. Saat 9.00 ile 9.30 arasında Dolmabahçe Sarayının önünde buluşma kararı aldık. Dersime katılan öğrenci sayısı üniversite üçüncü sınıflardan ortalama 10-15, beşinci sınıflardan ise 30-40 arasındaydı.

Aralık ayının ikinci dersini daha önce Dolmabahçe Sarayında yapma kararı almıştık. Fakat o gün hava biraz soğuk ve yağmurluydu. Sabahın yedisinde beşinci sınıflardan bir öğrencim aradı. Hocam hava çok soğuk, buralarda fırtına
kopuyor, Vapurlar çalışmıyor ne yapalım dediler. Bende o zaman programı iptal edelim. Daha sonra yaparız. Üçüncü sınıflardan arayan olmadığından ben saraya gittim. Hava gerçekten çok yağmurluydu. Fakat vapurlar çalışıyordu. Üçüncü
sınıflardan bir öğrencim ders zamanında aradı. Hocam geliyor musunuz diye.  Ben de geliyorum dedim. Ancak onlarda üç
kişiydi.

İlk önce sarayın sadece günümüzde ziyaret edilen, görülen yerlerden müteşekkil olmadığını, sarayın toplam alanın bahçeler dâhil 110 dönüm olduğunu eskiden Beşiktaş tarafındaki bahçelere “Bayıldım Bahçesi”, Kabataş tarafındaki bahçelere de “Karabali Bahçesi” dendiğini anlattım.

Yapılardan ve yapılaşmadan bahsederken, en tepeden başlayarak Hilton Otelinin olduğu yerin eskiden parktı 1950’li yıllarda yabancı sermaye girsin diye buraya otel yapılmasına izin verildiğini söyledim. Hilton Oteli’nin hikâyesini de şu
şekilde okumuştum. Mr. Hilton, İstanbul’a gelir, çevreyi dolaşır. İnsanların temiz hava sahası olan ve boğazı mükemmel bir şekilde gören parkı beğenir.

Burada otel yapmak istiyorum der. Bizimkilerde bu duruma çok sevinirler. Hemen olur cevabını verirler.  Bu otel Amerika’dan
sonra yapılan ikinci otel olur.

İstanbul’dan sonra Mr. Hilton Viyana’ya gider. Orada da otel yapmak için bir yer beğenir. Ancak Avusturyalı yetkililer Hilton’un beğendiği araziyi vermezler. İkinci derecede daha önemsiz bir yer gösterirler. Mr. Hilton, ben burada otel yapmam
der ve Amerika’ya döner. Yıllar sonra Viyana’ya döner,  yetkililerin gösterdiği arsaya otelini yapar.  İşte aradaki kültür farkı dedim.

İkinci olarak Ritz Carolton oteli. Büyük, çevresi camla kaplı olan ve Dolmabahçe stadının hemen üzerinde olan otel. Bu otelin yapılma sürecini anlattım.

II. Abdülhamit, bu otelin arsasının üzerine bir şey yapılmasın diye tapusuna şerh koymuş. Hafızam beni yanıltmıyorsa 1994 yılıydı. Bu otelin arsası Beyoğlu Belediyesi’nde iken bir günde Şişli Belediyesi’ne geçirilmiş bu arazi imara
açılmış ilk olarak 19 metre yüksekliğe kadar imar verilmişti. Daha sonra nasıl olduğu bilinmez, bu binanın imarı temelden itibaren 100 metrenin üzerine çıktı. Bu arada mahkeme süreci başladı. Binanın inşaatının durdurulması konusunda;
mahkeme süreci devam ederken inşaat çoktan bitmişti. Mahkeme otelin yıkılma kararını verdi. Tabi ki otel sahiplerinin de temyize gitme kararı var. Durum ne olacak göreceğiz dedim. Öğrencinin bir tanesi burası Türkiye bir şey olmaz dedi.

Daha sonrada İnönü stadından konuşmaya başladık. Bazı antik kaynaklara göre ünlü mitolojik gemi Argo, bu kıyıya yanaşmış ve bu yöre antik çağ boyunca geminin kaftanı İason adından türeyen İasonion ismiyle anıldığını belirttim. Bizans
dönemine ait araştırmalarda bu çevrede bir Bizans sarayı yapı kalıntılarının bulunduğu anlatılmaktadır. Bu körfez I. Ahmet tahtta iken Nasuh Nasuh Paşa döneminde doldurulmaya başlandığını anlattım[1].

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde burada askeri kışla bulunduğunu hatta buradaki kışlanın yapı olarak çok büyük olmadığını; daha büyük bir kışlanın park yapılmak için yıkıldığını ifade ettim. Bu kışlanın da şimdi “Taksim Gezi Parkı’nın
olduğunu söyledim. Taksim gezi parkının olduğu yerde daha önce askeri kışla vardı. Hatta bu kışla ilgili fotoğraflar ve belgeler İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir hoca tarafından yayınlandığını anlattım.

Öğrencilere anlatmak istediğim: Bir taraftan var olan parkların yerine otel yapılmasını izin veriyorsun; diğer taraftan park yapmak için bir kışla yıkıyorsun. Öğrencilerimde bu anlatılanları çok şaşırdılar.

Dolmabahçe Stadı’nın yapımına 1935’li yıllarda başlandığını, bu planlamayı İstanbul’a yeni bir imar ve düzenleme getirmesi için çağrılan Prost’un yaptığını, daha sonra İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla stadın yarım kaldığını, ikinci dünya
savaşı sona erdikten sonra stadın tamamlanabildiğini ve açıldı.

Son olarak sarayın hemen üst tarafında bulunan Swiss Otel’i gösterdim. Önceden burası saraya aitti. Bir dönem gazetelerde haberler çıktı. Otel sarayın havalandırma deliklerini tıkıyor böylece sarayda rutubet artıyor. Bu iddiayı daha sonra
kültür bakanı yalanlamıştı. Bir öğrencim bu kadar yakın bir binanın bu kadar yüksek yapılmasına izin verilmesi doğru mu? Diye sordu. Ben de ona, o dönemin yetkililerini sormalısın diye söyledim.

Maalesef saray arazisi içerisinde veya otel yapılan sarayların çoğunu Türk işletmecilerinin işletmediğini ifade ettim.


[1] Dolmabahçe’nin topografyası ile ilgili sanat tarihçisi Prof. Dr. Selçuk Mülayim’in makalesine bakılabilir.

Aradığınız içeriğe ulaşılamadı...
4 Responses
  1. Hasan Cephe diyor ki:

    Salim Bey Merhaba;

    Dün sizinle yaptığımız boğaziçi yalıları gezintisi sayenizde mükemmel geçti. Çünkü İstanbul hakkında bilmediğimiz birçok şeyi Sizden öğrenme imkanı bulduk. Artık İstanbul’a daha farklı bir bakış açısıyla bakacağız. Özellikle de “Erguvan Ağaçları”na:))
    Gezi sırasında bahsettiğiniz ve okumamızı önerdiğiniz tüm kitapların adlarını ve yazarlarını bildirirseniz bir kez daha size müteşekkir oluruz.

    Teşekkürler.

    Saygılarımla,

    Hasan Cephe

    • salimaydin diyor ki:

      Hasan Bey,
      Ben teşekkür ederim. Dinlediğiniz için. Size özellikle tavsiye edeceğim üç kitap var.
      1. İstanbul’da Yaşama Sanatı, Haluk Dursun, Timaş yayınları
      2. Boğaziçi’nde Kırk Yılım, Haluk Dursun, Heyamola yayınları
      3. Cumhuriyet’in Aynası Osmanlı, Vahdettin Engin, Yeditepe yayınları
      Selam ve sevgiyle…

  2. Hi webmaster, commenters and everybody else !!! The blog was absolutely fantastic!

  3. Pretty good post you have here. I decided to stumble upon your blog and just wanted to tell you that I really enjoy reading your posts. Anyway I will be subscribing to your feed and I hope you post again soon. Thanks!

Yorum yapın