SAYDA’DAN İSRAİL SINIRINA
Sahil yolundan Sur’a doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık on iki kilometre sonra tekrar Beyrut’tan gelen ana yoldayız. Sağlı-sollu muz bahçeleri, muzların meyve kısımlarını soğuktan korumak için naylon geçirmişler. Arada bir mandalina ve muz bahçeleri karışık. Arabamızın kilometresi yetmişe gösterdiğinde, trafik levhasında Sur 24 km. Nehri Litani’den geçiyoruz. Bu nehrin özelliği, Lübnan’ın yıl boyu akan tek ve en uzun nehri olması. Nehir, Bekaa Vadisi’nden, Balbek’in üst tarafınlarındaki Lübnan dağlarından doğar. Balbeak’i selamlar. Bekaa vadisini geçer. Yaklaşık Sur’a on kilometre kala Akdeniz’e dökülür.
Litani nehri ile asi nehri aynı yerden Lübnan dağlarının doğusundan doğarlar. Bu nehirlerin doğduğu bölgenin en tepesinde en tarihi sedir ağaçları vardır. Lübnan bayrağının simgesi olan ağaç. Litani nehri, sonra tarihi Baalbeck şehrini selamlar. Asi ve Latini ırmaklarının özelliği bizim ülkemizdeki Fırat ve Kızılırmak Nehirlerini benzer. Fırat’ın bir kolu, Kızıldağ’ın Erzincan tarafından, Kızılırmak ise Kızıldağ’ın Sivas tarafından doğar. Kızılırmak ülkemizin en uzun ırmağı, Latini ırmağının Lübnan’da olduğu gibi. Yine Fırat Nehri ülkemiz topraklarından doğup, Suriye üzerinden Irak’geçer. Basra körfezine dökülür. Asi
nehri de Lübnan’dan doğar, Suriye’den geçer. Türkiye’ye gelir. Antakya üzerinden Akdeniz’e dökülür.
Latini ırmağını geçtikten sonra yol üzerinde denetim yapan askeri görevliler. Biz buradan geçerken bir arabada arama yapılıyor. Arabanın içerisinde türbanlı bir kadın var. Elli metre ileride birleşmiş milletlerin araçları bekliyor. Birkaç kilometre sonra yeni Sur şehrindeyiz. Yollar da Hizbullah bayrakları ve Nasrallah fotoğrafları var. Sur, İsrail’e sınır şehir. Yani Lübnan’ın en güneyinde. Akşam olmak üzere. İki seçeneğimiz var. Ya eski Sur şehrini göreceğiz. Yada İsrail sınırına kadar gidip Lübnan’ı bir uçtan bir uca dolaşmış olacağız.
Sur şehrinden çıkarak sahil yolundan sınıra doğru gidiyoruz. Yol bir anda düzeldi. Bir anda bozuk ve lakalı yollardan çıkarak dümdüz pırıl pırıl bir yola giriyoruz. Arkadaşlara soruyorum neden? Yol bu kadar düzeldi diye. Sonra kendim cevaplıyorum.
Burası Birleşmiş Milletlerin denetim sahası. Birleşmiş Milletleri örgütünün Sur Şehri ile İsrail sınırı arasında kullandığı yol. Sur ile İsrail sınırı arasında dört tane kontrol noktası var. Sınıra yaklaşırken bir levha dikkatimizi çekiyor. Levhada bir gemi resmi ve üzerinde silahlı biri var. Bu arada güneş Akdeniz’in üzerinde, bulutların arasından, yağan yağmurla
birlikte öyle bir güzel batışı var ki sormayın.
Grup kendini gösterdi. Biz güneş batarken yıllarca Emel Sayın’ın “Grup etti güneş dünyam karardı’ şarkısını dinledik. Şimdi şarkının musikisi yok ama tesiri devam ediyor benliğimde.
İsrail sınırına yaklaşıyoruz. Nagura kasabası, yukarı tepeye yaslanmış. Oraya tarafa giden yolda Filistin Levhası, biz biraz daha devam ederek birleşmiş milletler askeri bölgesinden geçerek İsrail sınırına dayanıyoruz. Dahası yok. Kilometremiz 112’yi gösteriyor. Yani Beyrut’tan İsrail sınırı 112 km. Artık hava kararmaya başladı. Geri dönüyoruz. Yolda üzerinde “UN” yazan
arabalardan başka araba yok.
Sur şehri yerleşim yeri sınırına geldiğimizde arabamızın kilometresi 130. Artık hava iyice karardı. Sur şehrinde
binalarda fazla ışık olmaması sessiz ve dingin bir şehir görüntüsü verdi bana. Akşam karanlığında sur şehri sokaklarında dolaşıyoruz. Çay için mola verdikten sonra artık geri dönme vakti geldi. Sur şehri çıkışımızda arabamızın kilometresi 145. Sahil
yolundan Sayda’ya doğru yol alıyoruz. Geçenin karanlığında çevre yolu levhasını görmeyerek sahilden dolumuza devam. Yağmur o kadar çok yağıyor ki anlatamam göz gözü görmüyor bir de buna yolların bozukluğu eklenince vay halimize araba düşe
kalka gidiyor. İnşallah akşamın karanlığında arabayı buralarda bırakmadan gideriz diye dua ediyorum.
Işıkların görünmesiyle birlikte Sayda’ya geldiğimizi anlıyoruz. Sur ile Sayda arasında yerleşim yerleri haricinde sadece
ve sadece dört tane otomobille karşılaştık. Bu arada kimsenin kullanmadığı eski sahil yolundan gittiğimizi de hatırlatalım. Bu defa Sayda’nın sahilinden değil, tam ortasından Sayda’ya giriyoruz. Burası yeni Sayda. Lübnan’daki şehirlerin
bir eskisi bir de yeni merkezi var. Bizim ülkemizde ise eski şehir merkezleri günümüzde de şehirlerin merkezini oluşturur. İstanbul’da Eminönü, İzmir’de Kemeraltı, Kadifekale gibi.
Sayda çıkışında kilometremiz 145. Bu sefer çevre yolunu kaçırmıyoruz. Yağmur yine bizimle birlikte. Körü körüne
suretli bir şekilde gidiyoruz. Artık tekrardan Beyrut girişindeyiz. Sağımızda Refik Hariri Kanada Üniversitesi levhası, Amerikalı, Fransızlardan sonra Kanadalılarda el atmış. Acaba Alman üniversitesi var mı? Diye düşünürken, Türk üniversitesi levhalarını arıyor gözüm. Acaba var mı? Acaba olacak mı? …

This blog post is very interesting. Would love to read a little more of this.